Saç Dökülmesine Bilimsel Bakış ve Çözümler

Saçlar verdiğimiz imaj açısından son derece önemlidir.Saç dökülmesi tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.Hastalığın en sağlıklı tedavisi için teşhisin doğru yapılması gerekir.Tedavi de gecikilen bazı hastalık tiplerinde geri döndürme zamanı geçmiş olabilir Burada sizlerle saç dökülme tiplerini nedenlerini sebeplerini bilimsel yönden açıklamaya çalıştık

SAÇLARIN DÖKÜLME ŞEKİLLERİ VE SEBEPLERİ

Doğal olarak, bütün saçlar yaşam döngülerinin sonunda döküldüklerinden saç dökülmesi herkeste bir ölçüye kadar normal sayılabilir. Dinlenme evresinde saçın kök ile olan bağlantısı gevşer ve saç soğanı cilt yüzeyine doğru ilerler. Zaman içerisinde doğal saç hareketleri, yıkama, kurutma, fırçalama vs. nin  etkisi ile daha da gevşer. Bu sürecin sonunda saç teli düşer. Normal şartlar altında bu şekilde günde ortalama 50 – 70 arası saç teli dökülebilir. Bu sayı, kişini toplam terminal saç sayısına, saçların yaşama döngüsünün ortalama süresine, saçların maruz kaldığı fiziksel etkenlere bağlıdır. Anormal olan saç dökülmelerinde ise bu sayı bariz şekilde artar. Tarakta, fırçada, elbise üzerinde, banyo ve lavabo giderlerinde gözlemlenebilir. Saç dökülmesi 18 – 25 yaşındaki erkelerin %25 inde rastlanırken, 25 – 50  arası yaşlardaki erkeklerde bu oran %50 ye kadar çıkar. Saç dökülmesi 25 ila 45 yaş arası en yoğun karşımıza çıkar. 45 li yaşlardan sonra hız kesmekle beraber 40 lı yaşlarda başlayan ve hızla ilerleyen saç dökülmelerine rastlamak ta mümkündür.

1- ANDROGENETIC ALOPECIA

Androjenik alopesi (AGA): Kadın ve erkeklerde ortaya çıkan fizyopatolojisi tam olarak aydınlatılmamış bir tür saç kaybıdır. Saç kaybının en sık sebebi androjenetik alopesi (AGA) dır. Yaşla birlikte foliküllerin androjenlere karşı duyarlılıkları artar. . Androjenler vücut kıllarında anabolik etki yaparken saçlı deride genetik olarak duyarlı bölgelerde toksik etki yapar. Kafa derisinde iki grup folikül vardır: tepede androjenlere duyarlı foliküller, arka ve yanlarda androjenlerden bağımsız foliküller.. Saçlı derinin ön tarafından başlar. Saçlı derideki follükülerin DHT ye duyarlılığı farklıdır, Ön ve tepedeki follüküler DHT ye duyarlıdır.. Duyarlı bölgelerde androjenlerin etkisi ile anagen fazın süresi kısalır, kıl folikülünün büyüklüğü azalır ve telogen kıl dökülmesi meydana gelir. Androgenleri bu etkisi testesteron hormonunun 5 – ? – redüktaz enzimi tarafından daha etkin olan Dihidrotestesteron’a (DHT) dönüşümü ile olmaktadır.

Androgenetik alopesi Tüm dünyada (erkekler %95 ve kadınlarda %50) en sık rastlanan saç dökülmesi tipidir. Androgenetik alopesi erkeklik hormonu olan androgenler tarafından etkilenen, genetik olarak da yatkın olan kişilerde genellikle puberte sonrası dönemde (18 li yaşlarda) ortaya çıkan ve öncelikle alın bölgesindeki saç çizgisinin çekilmesi ile sonrada tepe bölgesinin incelip açılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Tüm saçlı deriyi kaplayabileceği gibi, büyük sıklıkla şakaklar ve ense bölgesini tutmaz. Androgenetik Alopesi cinsiyetten etkilenen Otozomal dominant bir durumdur. Erkekler hastalık genini sadece tek ebeveynlerinden de alsalar hastalığı gösterirler, ancak kadınlar androjen hormonları erkeklerden daha az olduğundan heterozigot durumunda hastalığı göstermezler. Kadınlar ancak homozigot olurlarsa (her iki ebeveynden de geni alırlarsa) hastalığı gösterirler. Gen hem anne hem de baba tarafından geçebilir. Kalıtsal geçişin sadece anne tarafından olduğuna dair inanış tamamen yanlıştır. Bir hastalık olarak kabul edilmez onun yerine erkeklerin karakteristik yapısı olarak kabul edilir.

Erkek tipi saç dökülmesinde saç gövdeleri giderek minyatürleşirler, zaman içinde folliküllerinin daralması sonucu çapları ve boyları azalır. Etkilenen alanda zamanla süreç tamamlanır ve ince (vellus) saçlar (tüyler) alanı kaplar. Minyatürizasyon ile pigment (renk) oluşumu da sonlanır, ince saçların rengi açılır. Açık renk ve minyatürleşmiş saçlar ile bölge açık görülür. Zamanla, bu bölgedeki tüm saç folikülleri tamamen kaybedilir. Bu saçlı deride karakteristik bir modelde ortaya çıkar; erkeksi saç kaybı şakak bölgesinin üst kısımlarından ve başın tepe(vertex) kısmından başlayarak zamanla geriye doğru ilerleyen, saç çizgisinin geri çekilmesi ve kel bölgelerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanan bir modeldir.

AGA konusunda 1951 yılında James Hamilton, New york ta yaşayan ve yaşları 20 ile 89 arasında değişen AGA lı 312 beyaz erkek ve 214 beyaz kadın üzerinde bir inceleme yapmış ve bir çizelge oluşturmuştur. 1970 li yıllarda Dr. O Tar Norwood 1000 yetişkin erkek üzerinde araştırma yapıp Hamilton un sınıflandırması üzerinde oynama yapar ve sıtandart sınıflandırma şeması olarak anılan bu Norwood-Hamilton çalışması AGA yi 7 tipe ayırır.

Birinci tipte, alın-şakak bölgesinde(frontotemporal bölge) çok az çekilme görülür. İkinci tipte, frontotemporal bölgesinde saç çizgisi simetrik ve üçgen biçimde çekilme gösterir. Tip üç kelliğin varlığının belirginleştiği dönemdir. Bu dönemde simetrik frontotemporal çekilme belirgin hal alır. Tip dörtte, şiddetli denebilecek frontal ve frontotemporal saç kaybı görülür. Kafanın tepesinde belirgin bir seyrekleşme görülür. Beşinci tipte vertex ve frontotemporal arasında saçlı bant incelir ve saçsız alanlar daha belirginleşir. Tip altıda saç bandı kalmamıştır, vertex ve frontotemporal alan birleşmiştir. Tip yedide saç kaybı kulaların önünden başlayıp enseye doğru uzanır.

Bayanlarda karşılaşılan Androgenetik Alopecia, ekek tipi alın açılması görülmez. Bunun sebebi ön saç çizgisi bölgesinde Aromataz enziminin (sitokrom P 450 aromata enzimi )  yüksek oranda bulunmasıdır. Aromataz DHT yi östrojene çevirir ve o bölgede DHT azalmış olur. Ayrıca östrojenler androjenlerle rekabet ederek onların saç kökleri üzerindeki etkilerini azaltırlar. Ayrıca kadınlarda Ön tarafta seyrekleşme veya tepe kısmında seyrekleşme meydana gelir. Dolayısıyla tepe ve tepenin çevresinin genelinde taç şeklinde açılma görülür. 1977 yılında E. Ludwig kadınlarda görülen AGA Yi sınıflandırır. Ludwig sınıflamasını üç evrede açıklar:

Birinci evre, frontal saç çizgisinin korunması, tepedeki saç kaybının belirgin olarak fark edilmesi. İkinci evrede tepedeki seyrekleşme daha da belirginleşir. Üçüncü evrede tepe ve çevresinde tamamen saç kaybı görülür.

Erkek tipi saç dökülmesi kalıtsal bir durumdur ve Özetle, erkek tipi saç dökülmesi (Androgenetic Alopecia) androgenlerin normal miktarlarda olduklarında da oluşabilen genetik bir durumdur. Gen anne ya da baba tarafından geçebilir. Saç dökülmesinin başlangıcı, oranı ve derecesi önceden belirlenemez. Dökülme yaşla birlikte artar ve ilerleyicidir.

Ergenlik dönemi sonrası erkeklerin yaklaşık yarısı androgenetik alopesi ile karşılaşabilir. Androgenetik alopeside üç etken başrol oynar:

 

Yaşlanma

Yaşlanan organizmanın dayanıklılığı azalır. Yaşlanma ile oluşan değişiklikler  genetik program, iç ve çevresel faktörlerin etkileşmesinden kaynaklanır:

–          Çevresel faktörler: Oksidatif stres, Amino asid rasemizasyonu, Non enzimatik glikolizasyon.

–          Genetik: Yaşlanma genleri, Hücresel yaşlanma, Telomer kısalma, Apopitozis yetmezliğiI

Deri ve eklerinde yaşlanmaya bağlı olarak hem yapısal hem de fonksiyonel değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler, deri ve eklerinin koruma fonksiyonlarında bozulma, keratinosit ve fibroplastların sayısında düşme, melanin hücrelerin disfonksiyonu, kıl folliküleri ve diğer eklerin çevrelerindeki vasküler ağın azalması ile karakterizedir.

Saç da bir organizma parçası olduğundan, geçen yıllar saçların da dayanıklılıgını azaltır. Saçta yaşlanma pigment kaybı, saçın büyüme hızın da yavaşlama, Telogen fazdan Anagen faza geçiş süresi uzaması, Terminal kılların vellus tipi kıllara dönüşümü ve ilerleyici saç dökülmesi ile karakterizedir.

Genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde geçen zaman içerisinde androjenlere uzun süre maruz kalmaları sonucu saç dökülmesi oranı artar. Yaşlanma ile meydana gelen değişiklikler bu süreci hızalandırır.

Hormonlar

Kellik konusundaki araştırmalar 4000 yıl önce Mısırda başlamıştır. Androgenetik alopesinin ilk tıbbi tanımlamasını M.Ö. 4.yyda Aristo’nun yaptığı söylenmektedir. Filozof kellik ile cinsellik arasındaki ilişkiyi tarif etmiştir. Yıllar sonra bazı araştırmalar yine bu yönde çalışmışlar, kısırlaştırılan erkeklerin kelleşmediklerini tespit etmişler ve Abdülhamit’in döneminde araştırmalar yapmışlardır. Eski ve yeni tüm araştırmalr şunu ortaya koymuştur: Kelleşme ile erkeklik hormonu arasında bir ilişki vardır. Androgen hormonu erkeklik hormonudur. Bir androgen hormonu olan testeron inaktiftir. 5 – ? redüktaz isimli enzim tarafından daha aktif olan( 5 kat) dihidrotestosterona (DHT) dönüştürülür.

DHT ‘nin Olusumu

DHT’nin saç folikülüne etkisi

Anajen fazda normalde iki tip saç üretilir: 1. Terminal(kalın ve renkli)saçlar 2. Vellus (ince ve renksiz) saçlar. Bilindiği gibi vellus saçlar daha çabuk dökülen saçlardır. Yine Androgenetik Alopesi kişilerde hormonların ve genlerin etkisiyle terminal saç köklerinde gittikçe hızlanan bir biçimde küçülme (minyatürizasyon) oluşur. Bunun sonucu terminal saçlar vellus saçlara benzemeye başlar. Minyatürize olmuş köklerde zayıf, ince ve renksiz (vellus) saçlar üremeye başlar. Küçülmeye devam eden kökler bir süre sonra mikroskopla incelendiğinde hücre kılıfının bir kalıntısı haline döndüğü görülür ve saç kökü böylelikle yok olur(kimileri için bu süreç 6 ay –1 yıl gibi kısa bir süre olabilirken büyük çoğunluk için 3-10 yıl arasıdır)

Hem erkekler hem de kadınlar androjen hormonu taşırlar(5 – ?  redüktaz enzim eksikliği olan erkeklerde saç dökülmesi oluşmaz).

Genler ve genetik

Bir bireyde anne veya baba veya her iki taraftan gelen genetik özellikler saç kaybına olan eğilimin özelliklerini belirler. Androgenetik saç dökülmesine neden olan gen veya genler henüz keşfedilmemiştir. Ancak şunu kessin olarak biliyoruz ki androgenetik saç dökülmesinde üç ana faktör vardır: erkeklik hormonu, 5-? Redüktaz enzimi ve saç köklerindeki androjen reseptörleri. Bunların hepside genetik yapı ile ilgilidir. Saç dökülmesinin hızı, modeli, başlangıç zamanı ve derecesi genetik program tarafından belirlenmiştir. Genellikle saç kaybının erken yaşlarda başlaması ileriki yıllarda daha geniş ve tamamen saçsız alanların oluşacağını gösteren bir bulgu olabilir.

Genetik hastalık ve saç konusu üç ana bölüm halinde incelenebilir:

.2- ALOPECIA AREATA

Alopesi Areata, nedeni henüz tıpta belirlenememiş olan, vücudun kendi savunma mekanizması ile ilgili sorunlardan kaynaklanan bir hastalıktır. Hastalığın genetik bilgilerle ilintisi olduğu ispat edilmiş olmasına rağmen ilk yamanın oluşmasına sebep olan ateşleyici etkenin vücuda giren bir virüs mü yoksa savunma mekanizmasına bağlı bir bozukluk mu olduğu henüz aydınlatılamamıştır. Vücut saç foliküllerini tanımaz ve onlara saldırır. Hastalarsa hastalık nedenini sıklıkla stres ve kaygıya bağlarlar. Hastalık, ani olarak saç derisinde hiç iz bırakmadan ve birden bire vücudun verdiği bir sinyalle, saç hücrelerindeki aktivitelerin durmasına bağlı saçsız kalan yamalar( 2-3 cmçapında) şeklinde başlar.  Hastalık, eğer bütün saç derisindeki saçların kaybına yol açmış ise AREATA TOTALIS, bütün vücuda yayılmış ise AREATA UNIVERSALIS adını alır. Tıpta kessin tedavisi bulunmamaktadır. Çoğu zaman kendi kendiliğinden iyileşir. En yaygın tedavi şekli topikal veya enjeksiyonlu kortizon(streoid) uygulamlarıdır.

3-      DIFFUSE ALOPECIA

Difüz Alopesi, çeşitli ateşli hastalıklar(anjin, tifo veya frengi), enfeksiyonlar, ilaçlar, hormonlar, hamilelik gibi pek çok nedenle meydana gelebilir. Kafa derisinin her tarafında yayılmış vaziyette dökülme olur.   Hastalık saç derisinin geneline hakim olduğu için ileri evrelere dek fark edilmeyebilir.  Genellikle TE(telogen effluvium) ile seyreder. Nedenlerine bağlı olarak belirli bir dereceye kadar tedavi edilebilen hastalıkta tamamen eskiye dönüş mümkün değildir.  Bununla birlikte Difüz Alopeside saçların tamamının kaybı da söz konusu değildir.

4- TELOGEN EFFLUVİUM

Sağlıklı bir kişide saçların % 85-90 ı anagen fazda iken %10- 14 u dinlenme fazındadır.Yani saçlarımızın bir kısmı dökülürken bir yandan da yenileri çıkar. Bu saç siklusunun neticesinde günde ortalama 50-100 kadar saç telinin dökülmesi normal karşılanmalıdır. Ancak bazen dışarıdan gelen etmenlerle saçlarımız hızla dinlenme fazına geçer ve bu oran tersine döner.

Telogen effluvium uzun süren bir periyod boyunca saçın yaygın olarak incelmesi ve dökülmesidir. Genellikle bir kaç ay öncesinde neden olabilecek bir dış etmen olabilir. Çoğu zaman bu tarz saç dökülmelerine neden olabilecek etmenlerle hayatımız boyunca hepimiz karşı karşıya gelmekteyiz. Bazen gripal enfeksiyon ve üzüntü bile saçlarımızın dökülmesine neden olabilir. TE  iki ana guruba ayrılır:

1- Fizyolojik TE: Yeni doğanlarda, kadınlarda doğumdan sonra görülür.

2- Pataolojik TE : Çeşitli stresler, Tiroid hastalıkları(hipo veya hiper t.), Demir eksikliği anemisi, protein eksikliği, yetersiz beslenme, çeşitli ilaçlar, Ağır metaller, Büyük ameliyatlar,Biotin eksikliği, Çinko eksikliği, esansiyel yağ asit eksiklikleri, Kalori kısıtlayıcı diyetler ve ciddi enfeksiyonlar buna neden olabilir.

Telogen effluvium genellikle orta yaş kadınlarda görülür. Saç kaybı çok hızlıdır ve ani başlar. Hem doğumdan hem de streslerden 2-4ay sonra görülürSaç daha anagen yani büyüme fazının başlangıcındayken gelişimi durur ve telogen dönemine geçer. Bir kaç ay içinde de saç dökülür. Hamilelik boyunca saçlar hormonlardan dolayı anagen fazda kalır ve hamilelik boyunca saçlar en iyi durumda kalır. Buna rağmen doğum sonrası ise hızla dinlenme fazına geçerek hızlı bir dökülmeyle karşı karşıya kalmamıza neden olur. Aynı durum doğum kontrol haplarının kesilmesinden sonra da görülür. Bütün kadınların %40 ve erkek tipi dökülmelerin büyük nedenlerinden biri saç folikülleri için gerekli olan mikro besinlerin yeterli oranda alınmamasıdır. Saçın uzamasını ve keratinizasyonunu etkileyen faktörlerin başında yetersiz beslenme gelir. Protein yetmezliği saçların dökülmesine, incelmesine ve beyazlaşmasına yol açar. Örneğin: Sağlıklı çocuklarda saçların %66 sı, protein yetmezliğinde olan çocuklarda %26 sı anagen evrededir. Protein yetmezliği olan kişilerde saç köklerinin çapı küçülmüştür, pigment garanülleri yoktur, iç ve dış kök kılıfları sağlamlıklarını kaybetmiştir; saç, azot tasarrufu için aktivitelerini yavaşlatmıştır. Protein verilmesiyle bu olaylar geri çevrilebilir. B grubu vitaminlerinin özellikle gerekli olduğu, Yüksek miktarda A vitaminin ise, epitelyum farklılaşmasını inhibe ettiği için saç dökülmesine yol açtığı bildirlmiştir. I

Dış etmenin ortadan kalkması sonucunda çoğu zaman kendiliğinden düzelir. Burada eğer etki uzun süreli olmuşsa kalıcı dökülmelerde görülebilmektedir.

5 ANAJEN EFFLUVİUM

Anajen effluvium radyasyona veya bazı kimyasal maddelere maruziyet sonrası meydana gelen ani saç dökülmesine verilen addır. Bu tip saç dökülmesi en çok kanser hastalarına uygulanan kemoterapi veya radyoterapilerden sonra görülmektedir. Bu vakalarda saç kökleri dinlenme evrelerini atlar ve maruziyeti takiben 1-3 hafta içinde ani saç dökülmesi meydana gelir. Kemoterapinin neden olduğu anajen effluvium çoğunlukla geri dönüşümlüdür, oysa sebebin radyoterapi olduğu saç dökülmesi vakalarında geri dönüşüm hemen hemen imkansızdır

 

6 – İLAÇLARA BAĞLI SAÇ DÖKÜLMESİ

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, yüksek A vitamini kullanımı, bazı retinoidler ve bazı doğum kontrol hapları saç dökülmelerine sebep olabilir.  Bu dökülmeler genellikle ilaç kullanımının son bulmasıyla sonlanır.

Pek çok ilaç saç büyümesi üzerine baskılayıcı tarzda etki yapabilir. Saç folikülleri yüksek oranda kan alan bölgelerdir. Vücuda giren herhangi bir ilaç kan yoluyla saç köküne gelir. Eğer ilaç uzun süre alınır ve yoğun bir biçimde saç köküne gelirse tüm saçlar dökülebilir.

 

Kanser ilaçları, Yanlışlıkla ya da intihar amacıyla alınan talyum, A vitamini fazla alınımı, Sentetik ağızdan alınan retinoidler, Heparin, Flucunazole,

Doğum kontrol hapları en sık saç dökülmesi yapan ilaçlardır. İlaçlara bağlı saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlüdür.

7- STRES VE SAÇ DÖKÜLMESİ

Başlı başına stres de genel saç dökülmelerine sebep olur.  Deri hastalıkları ile stres ve ruhsal olaylar arsındaki ilişki öteden beri bilinir. Kişi psikolojik sıkıntılarını kişisel ya da ailesel sorunlarını bir dermatolojik problem halinde yansıtabilmektedir. Ayrıca kendiliğinden oluşmuş bir deri problemi (saç dökülmesi) kişide vücut imajını zedeleyecek bireysel, psikolojik bozukluklara ve hatta psikososyal olumsuzluklara yol açabilmektedir. Kısaca anlatılmak istenirse, saç dökülmesi ve stres arasında iki çeşit ilişki söz konusudur:

Birinci ilişki nörotik bir ruhsal yapının desteklediği görünürde organik bir neden olmaksızın, stresin körüklediği saç dökülmeleri oluşabilir.

İkinci ilişki ise saç dökülmesi sonucu oluşan görünüme karşı kişinin geliştirdiği psikolojik reaksiyonlardır.

Çözümlenmeyen psikolojik baskılar kılcal damarların daralmasına sebep olarak kan dolaşımını yavaşlatır.  Beslenemeyen saç hücreleri de buna bağlı olarak aktivitelerini yavaşlatır ve saç dökülmeye başlar. Örnekler; Bir delikanlı ömründe ilk defa bir kızla buluşmuş ve tam iki hafta sonra saçları dökülmeye başlar… 4,5 yaşında bir bebeği babası biberondan zorla ayırır ve 15 gün sonra bebeğin saçları aniden dökülüverir… Cephedeki bir askerin ölüm korkusu saçlarının dökülmesine neden olabilir… I

Stres zemininde gelişen saç dökülmelerine ilişkin çeşitli önlemler çok eski tarihe dayanır. Tıp literatürü ani, ciddi stres sonucu ortaya çıkan dramatik saç kayıpları örnekleri ile doludur. Sevilen birinin ölümü, sevgiliden ayrılık, iş kaybı gibi, ciddi stres halleri çarpıcı, hızlı, şiddetli saç dökülmelerine yol açabilir ve bu duruma stresle tetiklenen telojen effluvium denir. Burada saç köklerinin anajen evreden telojen evreye prematür presipitasyonu yoluyla strese yanıt oluştuğu düşünülmektedir.

Alopesi areata (Saç Kıran): Madeni para büyüklüğünde, yani 2-2,5 cmçapında dairesel biçimde oluşan saç dökülmesidir. Her iki cinste oluşabilir. Çoğu vaka kendiliğinden geçer. Bu hastalığın ortaya çıkışında psikososyal streslerin etkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle çocuk hastalarda yapılan incelemeler saç dökülmesi öncesi dönemde çocukların negatif yaşam olaylarıyla karşı karşıya kaldıkları tespit edilmiştir.

Psikolojik stres sonrası olan saç dökülmelerinin altında yatan esas olay psiko-nöroendokrin sistem ile immun sistem arasındaki karmaşık etkileşmedir. Yani immun sistem psikolojik olayların etkisiyle harekete geçer ve sonuçta saç dökülmesi meydana gelir.

Stres ile saç dökülmesi arasındaki ikinci ilişki saç dökülmesinin yarattığı psikolojik sorunlar (stres)dır.

Saçı dökülen insanlarda yapılan çeşitli psikolojik ölçümler benlik duygusu, vücut imajı, öz saygı, kendine güven gibi duyguları etkilediği ortaya çıkmıştır.

Saç dökülmesi yaşayan kadın ve erkeklerde yapılan çalışmalarda erkeklerde saç kaybının artmasıyla depresyon, içe dönüklük, aşırı sinirlilik, özbenlik duygusunda azalma gibi olumsuz sonuçlar çıkarken, kadınların da günlük yaşamlarını negatif etkilediği ve sosyal problemler yaşadıkları görülmüştür. Erkeklerin aktif olarak bu durumla başa çıkabildikleri ancak kadınlarda saça cinsel kimlik, seksüalite, çekicilik gibi kültürel ve kişisel özel anlamlar verildiğinden başa çıkmaları daha zor olmaktadır. Bu tip kişiler toplum içersinde daha gergin,

 

utangaç davranmakta, boyunlarını daha dik tutmakta (boyun ağrısına yol açan), sık sık saçını yıkamak, kurutmak gibi yöntemlere başvurmaktadırlar. Sonuç olarak stresli, gergin, psikolojik problemleri olan bireyler olmaktadırlar. Tedavi konseptin de bu durum dikkate alınmalıdır. Tedavide bilgilendirme, empatik dinleme ve davranışları iyileştirme gibi psikosoyal destek gerekirse ilaç tedavisi uygulanabilir.

8-  KAZALARA BAĞLI SAÇ KAYBI

Trafik kazaları ve yangın başta olmak üzere bazen kişiler kaza sonucu saç derisinin bir bölümünü ya da tamamını kaybedebilirler.  Bu durumda yapılan deri nakli kişinin yaşamını sürdürmesine imkan tanıyabilir fakat çoğunlukla saçlı deri nakli yapılamadığı için kişinin başında saçsız bir alan oluşur.  Eğer açık alan küçük ise “BALON” adı verilen deri genişletme ameliyatları bu tür sorunlara çözüm olabilmektedir.  Ancak alan büyük ise maalesef bu kişilere uygulanacak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır.

9-  KİŞİLERDEN KAYNAKLANAN YANLIŞ UYGULAMALAR

Uzun yıllardır temel amaç olarak saçı düzenli tutmak ve görünümünü güzelleştirmek için değişik yöntemler uygulana gelmekte dir. Bunlar kimyasal maddeler, kozmetik ürünler vs. dir. Ancak bu maddeler ve yöntemler saç ve saçlı deri için fiziksel bir travma nedeni olur ve bazen istenilmeyen yada kalıcı olabilen değişikliğe yol açar. Uygulamaların yalnış yapılması, kimyasal maddelerin içindeki etken maddeler ve uygulama yapılan saçın kalitesi bu olumsuz değişmelere katkıda bulunur.

Yapılan kozmetik uygulamalar:

Saçı temizlemek için kullanılan şampuanlar. Piyasada var olan birçok şampuan türü farklı şekillerde formüle edilir ve ticari olarak normal, kuru, yağlı, harap olmuş saçlar ve boyalı saçlar için formüle edilmiş olarak satılırlar. Yağlı saçlar için kullanılan şampuanlar eğer günlük olarak kullanılırsa saçta kurumaya yol açarlar. Yine şampuanlar içindeki maddelere karşı irriten veya allerjik dermatitlerin gelişmesi mümkündür.

Saç Boyaları: Tedrici renklendirme yapan saç boyalarının kontak dermatit yapma özelliği azdır ancak sert, kırılgan, cansız saça neden olduklarından zararlı olabilirler. Saçın aminoasid bağlarına zarar verirler. Ayrıca saçta kalan metal artıkları kalıcı boya ve perma solüsyonunun uygulamasını zorlaştırır. Böyle bir uygulamada yapılırsa saçın kırılmasına neden olur.

Yarı kalıcı boyaların saç şaftında oluşturdukları hasar azdır ancak içerdikleri boya nedeniyle kontak allerjik dermatit yapabilirler.

 

Kalıcı boya uygulamaları iki türlü olabilir. Daha koyu bir renk isteniyorsa tek bir işlem yapılır. Ancak daha açık renge boyama isteniyorsa iki aşamalı bir süreç yaşanır. Önce mevcut saçın soldurulması gereklidir. Soldurma işlemi için hidrojen peroksit ya da amonyak kullanılır. Bu esnada saç kırılgan, kırışmaya müsait ve cansız bir görünüm alır. Saç şaftına oldukça zarar veren bu işlem sonucunda saç gövdesinden ağırlık kaybı olur ve böylece saç zayıflar ve kırılabilir hale gelir.

Saçı şekillendirmek için, saçın taranması, fırçalanması, jel, sprey, köpük sürülmesi gibi işlemler yapılmaktadır. Saçın arka bölgeye sıkı bir şekilde toplanması yada kıvırarak saçın düzleştirme çabası ile sıkça taranması travmatik alopesi denen bir durumu ortaya çıkarabilir.

Yuvarlak fırça alopesisi bu tür fırçaların sık ver sert biçimde uygulanması ile ortaya çıkar. Burada mevcut bir anomali sonucu zaten kırılgan olan bir saçta kuvvetlı fırçalamalar saça zarar vererek fırça alopesisini oluştururlar. Bunlar saçın kütikül tabakasına zarar verir.

Masaj alopesisi: Saçlı deriye ilaçların masaj yoluyla uygulanması sonucu oluşur.

Saçı şekillendiren sprey, jel, parlatıcı gibi maddelerin aşırı kullanımı saç şaftında şişliklere yol açan ve boncuk saç diye tanımlanan bir durum yaratabilir.

Travmayla birleşince kuru, cansız ve kırılmaya müsait saçlar oluşabilmektedir. Burada özellikle polyvinylpyrrolidone, vinil asetat ve sertleştirici polymerler suçlanmaktadırlar.

Uygun bir şampuan önerilir. Kimyasal işleme tabi olmuş saç kuru, statik elektriklenmeye daha müsaittir. Sağlıklı, düzgün görünen bir saçta nem, nemi tutan ve saçın temel yapısını oluşturan protein en üst düzeydedir be bu özellik saçın mekanik travmaya karşı koymasını sağlar. Bu tarz kimyasal travmaya uğramış saçlarda protein, vitamin ve dimethicone içeren şampuanlar kullanılmalıdır.

Fizik ya da kimyasal zarar görmüş saç süratle bu etkilerden uzaklaştırılmalı, kalıcı perma, fırçalama, tarama gibi işlemler en aza indirilmelidir. Sıkı saç tokaları ve bantları kullanılmamalı. Bigudi ve benzer şeylerle yatmamalı, saçlar taranırken künt uçlu ve çok sert olmayan fırçalar kullanılmamalıdır. Saçlar mümkün olduğunca kısa ve düz tutulmalıdır.

Çekilmeye bağlı saç dökülmesi (Traction Alopecia)

Trction Alopecia saç foliküllerinin kronik çekilmesi ile oluşur. Sıklıkla kadınlarda, saçları sıkıca bağlama ve benzeri uygulamalar ile oluşur. Genellikle saç çizgisi boyunca oluşur. Saç protezi kullanan erkekler, eğer protezi uzun süre aynı yere tutturursa, bu bölgede de kronik çekilmeye bağlı saç kaybı görülür. Trichotillomania, bir grup akıl hastalığında (compulsive), hastaların ve küçük çocukların saçlarını çekip kopartması ile oluşan, sıklıkla acaip şekilde görünen bir saç kaybı tipidir. Bunlar takıntı halinde sürekli saçlarıyla oynar ve saçlarını çekiştiriler. Uzun süren bir trichotillomaniada kalıcı bir saç kaybı oluşabilir.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Genel saglik © 2018